200-300 milyon spermden, yumurtaya sadece bin kadar sperm ulaşır. |
Kısaca özetlemek gerekirse; insan, kadın ve erkek bedeninde, birbirinden tümüyle bağımsız olarak oluşan, ama birbiriyle tam uyumlu olan iki ayrı özün birleşmesiyle hayata adım atar. Erkek bedeninde oluşan spermin erkeğin isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı açıktır, aynı kadın bedeninde oluşan yumurtanın kadının isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı gibi. Onların bu oluşumlardan haberi bile yoktur. Rabbimiz ayetlerde şu şekilde bildirmektedir:
Erkekten gelen öz de, kadından gelen öz de, birbirlerine uyumlu olarak yaratılmışlardır. Bu iki özün yaratılışı da, birleşmeleri de, gelişip insan haline dönüşmeleri de çok büyük birer mucizedir. Testislerde dakikada ortalama 1000 adet üretilen spermler, erkekten kadının yumurtalarına doğru yapacağı yolculuk için sanki oradaki ortamı "biliyormuşcasına" özel bir yaratılışa sahiptirler. Sperm, baş, boyun ve kuyruktan oluşur. Kuyruğu, spermin bir balık gibi ana rahminde ilerlemesini sağlayacaktır. Bebeğin genetik şifresinin bir bölümünü barındıracak olan baş kısmı ise özel bir koruyucu zırhla kaplanmıştır. Bu zırhın faydası, anne rahminin girişinde fark edilir: Buradaki ortam son derece asidiktir. Spermi, bu asidin varlığını bilen ve bu ortamı yaratan Rabbimiz'in koruyucu zırhla kapladığı son derece açıktır. (Bu asidik ortamın da nedeni annenin mikroplardan korunmasıdır.) Erkekten rahme atılan sadece milyonlarca sperm değildir. Bu öz birbirinden farklı sıvıların karışımından oluşur. Allah Kuran'da, bu gerçeği şöyle vurgular:Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (Rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
Spermler yumurtaya varana kadar annenin vücudunda zorlu bir yolculuk geçirirler. Kendilerini ne kadar savunurlarsa savunsunlar, 200-300 milyon spermden yumurtaya ulaşanların sayısı bini pek aşamaz. Sperm, yumurtaya uygun olarak düzenlenirken, çok ayrı ve farklı bir ortamda da yumurta hazır hale getirilmektedir. Yine kadının haberi bile yokken, yumurtalıklarda oluşan bir yumurta önce karın boşluğuna bırakılır ve hemen sonra ana rahminin fallop tüpü denen uzantılarının ucunda yer alan kollar sayesinde yakalanır. Ardından yumurta, fallop tüpünün iç yüzeyindeki tüylerin hareketiyle ilerlemeye başlar. Büyüklüğü ise bir tuz tanesinin ancak yarısı kadardır.Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan bir süre gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık... (İnsan Suresi, 1-2)
Döllenen yumurta fallop tüpünden yolculuğa başlar ve hızla büyür. 4 gün sonra 64 hücreli bir embriyo oluşmuştur. 5-6 gün sonra ise embriyo uterus duvarına yapışmıştır. |
Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta az önce değindiğimiz şekilde birleştiğinde, doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek bir "et parçası" haline gelecektir. Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez. Rahim duvarına tutunur, sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen kökler gibi oraya yapışır. Bu bağ sayesinde de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu maddeleri annenin vücudundan alabilir. Döl yatağına tam anlamıyla tutunmuş olan zigot gelişmeye başlar. Anne rahmi ise, zigotu saran ve "amnion sıvısı" denen bir sıvı ile doludur. Bebeğin içinde büyüdüğü amnion sıvısının dikkati çeken en önemli özelliği, dışarıdan gelecek darbelere karşı bebeğin güvenliğini sağlamasıdır. Bebek, sonsuz şefkatli Rabbimiz'in bu koruması sayesinde 9 ay boyunca emniyet içinde kalabilmektedir. Allah Kuran'da bu gerçeği "Sizi basbayağı bir sudan yarattık. Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik." (Mürselat Suresi, 20-21) şeklinde bildirmektedir.
Anlatılan mükemmel sistemlerin hepsini tüm aşamalarıyla ve detaylarıyla Allah yaratmaktadır. Rabbimiz ayette şöyle buyurmaktadır:
Hücrenin "bölünme" süreci çok mucizevi bir şekilde gerçekleşir. Bölünerek çoğalmanın gerçekleşmesi için, ilk hücrenin kendisinin kopyasını yapması, bu kopyaların da sıraları gelince bölünüp benzer kopyalar üretmeleri, böylelikle zamanla aynı hücreden milyonlarca kopya meydana gelmesi gerekir. Fakat tüm bu süreç, göründüğünden daha karmaşıktır. Çünkü bölünme sürecinin bir aşamasında, kopyalanan hücrelerden bazıları diğerlerinden farklılaşmaya ve tümüyle değişik bir yapı kazanmaya başlarlar. Bu şekilde, ortak bir ana hücreden gelen hücreler, bölünme süreci içinde zamanla farklılaşıp ayrı ayrı dokuları ve organ sistemlerini meydana getirirler. Hücreler bölünerek çoğalır ve eksiksiz bir insan burnu, eli, göz kapağı ya da böbreği meydana getirirler. Gerektiği kadar çoğalır, tam zamanında da dururlar. Sinir hücresi olacak hücreler, elektrik sinyallerini iletebilmelerine imkan verecek şekilde, uzantılı bir yapı kazanırlar. Eklem hücreleri ise basınca dayanıklı olan küresel şekli seçerler. Kemik hücreleri de diğerleri gibi yine embriyo aşamasında oluşur. Sıradan bir görünüme sahip bazı hücrelerde, ortada hiçbir görünür neden yokken kalsiyum birikmeye başlar ve bu sayede son derece sert bir doku gelişir. Bu sert doku olağanüstü güçlüdür, kilolarca ağırlığı ömür boyu taşıyabilecek nitelikte yapılmıştır. Kırıldığı zaman kendini yeniden onarabilir. Kendisine denk dayanıklılıktaki bir maddeye göre çok daha hafiftir. İçindeki boşluklar hem hafif hem de esnek ve dayanıklı olmasını sağlar. Eğer kemiğin içinde bu boşlukların esneme payı olmasa kemik en ufak bir darbede kırılırdı. Kusursuz yaratılışı sayesinde kemik hem dayanıklı, hem çok esnek, hem de hafiftir. Hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya devam etmemeleri, örneğin insan burnunu bir fil hortumu kadar yapmamaları, üzerlerindeki kontrolün apaçık göstergesidir. Bilinçsiz hücrelerin hummalı bölünmesi sonucunda, ortaya hem iç organları hem de dış görünümü açısından kusursuz bir insan çıkması, herşeye hakim ve kadir olan Allah'ın insanlara lütfu ve merhameti ile gerçekleşir.Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir. (Mü'minun Suresi, 14)
İnsan vücudunda bulunan yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birini çepeçevre saran hücre zarı, karar verme, hatırlama, değerlendirme gibi özellikler gösterir. Komşu hücrelerle bağlantıyı sağlar, hücreye giriş-çıkışları çok hassas bir şekilde denetler. Sahip olduğu bu üstün karar verme yeteneği, hafızası ve gösterdiği akıl nedeniyle hücre zarı hücrenin beyni olarak kabul edilmektedir. Ancak burada bilinçli bir hareketinden söz ettiğimiz hücre zarı o kadar incedir ki, ancak elektron mikroskobuyla fark edilebilir. Zar, çift taraflı bir duvara benzer. Bu duvar hücreye girişi ve çıkışı sağlayan kapılar ve zarın dış ortamı tanımasını sağlayan algılayıcılarla donatılmıştır. Bunlar hücre duvarının üzerinde yer alır ve hücreye yapılan tüm giriş ve çıkışları titiz bir biçimde denetlerler. Hücre zarının ilk görevi, hücrenin organellerini sararak birarada tutmaktır. Ayrıca bu organellerdeki işlemlerin devam edebilmesi için gerekli maddeleri dış ortamdan sağlar. Bunu yaparken hücre zarı son derece iktisatlı davranır; hücrenin ihtiyaç duyduğu miktardan fazlasını kesinlikle içeri almaz. Bir yandan da hücrenin içindeki zararlı atıkları tespit eder ve hiç zaman kaybetmeden bunları dışarı atar. Hücre zarının görevi son derece hayatidir; en ufak bir hatayı kabul etmez. Çünkü herhangi bir hata veya aksaklık hücrenin ölümü demektir. Yağ ve protein moleküllerinden meydana gelmiş bir katman olan hücre zarına bu mucizevi görevleri yaptıran ve insanın yaşamının devamı için bu olağanüstü sistemi hazırlayan Allah'tır.
Tüm bu olaylar sırasında en ufak bir karışıklık ve düzensizlik meydana gelmez. Bu olayda göç eden hücrelerin ve ulaştıkları yerde tutunacakları hücrelerin birbirlerini adeta tanımaları söz konusudur. Örnek olarak, sinir sistemi gelişirken milyonlarca nöronun (sinir hücresi) birbirleriyle bağlantılarını yapabilmek için eşlerini bulma çabasında oldukları gözlemlenmiştir.... Gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için... (Hac Suresi, 5)
Sinir hücreleri eşlerini bulmakla da kalmaz, meydana getirecekleri organın son şeklini ve yapısını oluşturacak muhteşem bir mühendislik tasarımı içinde birleşirler. Örneğin beyin hücreleri, aralarındaki gerekli bilgi iletişimini sağlayacak yaklaşık 120 trilyon elektrik bağlantısı kurarlar. Bu, bir eşine daha rastlanmamış olağanüstü elektronik donanımda, tek bir bağlantı hatası ya da kısa devrenin nelere malolabileceğini tahmin etmek pek güç değildir.
Trilyonlarca hücrenin birbirleriyle uyum içinde hareket ettiklerini, ve yine trilyonlarca hücrenin içinde hatasız bir hesap ve planla eşlerini bulduklarını belirttik. Oysa hiçbir şekilde düşünme, planlama, yolunu bulma gibi yetenekleri olmayan hücrenin böyle bir karmaşanın içinden tek başına çıkması ve yolunu bulup doğru yere ulaşması imkansızdır. Belli ki tüm hücrelere yolunu gösteren, gitmeleri gereken yere ulaştıran, herşeyi kontrol ve hakimiyeti altında bulunduran bir gücün varlığı söz konusudur. Bu güç alemlerin Rabbi olan Allah'ın sonsuz gücüdür. Rahmetiyle hücreleri yoktan var etmekte, sonra her birine gerekli olan yere gitmelerini ilham etmektedir. Bu yüzden hücrenin yolunu şaşırması, sapması, yanlış yere gitmesi, eşini karıştırması gibi bir durum söz konusu değildir. İnsan Allah'ın sonsuz merhameti sayesinde kusursuz bir şekilde var olmakta, hayatı boyunca da Allah'ın koruması sayesinde yaşamını devam ettirebilmektedir.
Döllenen yumurta hücresi -zigot- ikiye, dörde ve sonra sekize bölünürek hızla büyümeye devam eder. Bunun için yüklü miktarda besine ihtiyaç duyar. Plasenta denilen yapı sayesinde anneyle bebek arasında besin, oksijen ve diğer maddelerin alışverişi sağlanır. Üstelik plasenta, dokuların oluşması için gerekli olan besinleri ve oksijeni özenle seçerek bebeğe taşırken, atık maddeleri de annenin vücuduna gönderir. İnsanın vücudundaki bu benzersiz düzen, Allah'ın, Rahman ve Rahim sıfatlarının tecellilerinden sadece biridir. |
Anne sütü antibakteriyeldir. Oda sıcaklığında altı saat tutulan sütlerde bakteriler gelişerek sütü bozduğu halde, bu süre zarfında anne sütünde bakteri oluşmaz. Bebeği damar sertliğinden korur. Bebek tarafından kısa sürede sindirilir. Modern laboratuvarlarda beslenme uzmanlarınca yapılan mamaların hiçbirinin anne sütü kadar yararlı olmadığı bilinmektedir. Bu bebek mamalarından daha üstün olan anne sütünün, bir laboratuvarda değil, insan vücudunda ve annenin haberi bile yokken kimin tarafından üretildiği sorusu nasıl açıklanabilir? Açıktır ki, anne sütünü, o süte ihtiyacı olan bebeği de yaratan Allah var etmiştir. Sonsuz merhametiyle kullarının velisi olan Rabbimiz, insanı doğduğu andan itibaren en güzel şekilde rızıklandırmaktadır.
Yeni doğan bebeğin kafatası kemikleri birbirlerinin üzerinde az da olsa hareket edecek şekilde var edilmişlerdir. Bu boşluklar bebek 18 aylık olduğunda kaybolur. |
Allah, insanı belli bir düzen içinde yaratmıştır. İnsan doğadaki en mükemmel, en karmaşık ve en olağanüstü sistemlere sahip canlılardan biridir. İnsan vücudu, ortalama 60-70 kiloluk bir et ve kemik yığınıdır. Bilindiği gibi et, doğadaki en dayanıksız malzemelerden biridir. Açıkta kaldığında birkaç saatte bozulur, bir-iki gün içinde kurtlanır ve dayanılmaz bir koku yaymaya başlar. Bu çürük malzeme, insanın vücudunun büyük bölümünü oluşturur. Ama onu besleyen kan dolaşımı ve dışarıdaki bakterilerden koruyan deri sayesinde, 70-80 yıl boyunca, bozulmadan, çürümeden saklanır. Bu, Allah'ın insan üzerindeki korumasıdır. İnsanın Allah'ın koruması olmaksızın hayatını bir an bile devam ettirebilmesi mümkün değildir.
Önceleri bir hücre yığını halindeki ellerde, zaman içerisinde parmaklar oluşur. Bu tıpkı bir taş yığınının şekillenerek sanatkarane bir heykele dönüşmesi gibi gerçekleşir. Hayatımızın çok önemli bir parçası olan eller, Allah'ın üzerimizdeki rahmetinin sayısız örneğinden biridir. |
Allah'ın sonsuz merhametiyle var ettiği kusursuz insan bedeninin işleyişinde hormon sistemi çok büyük bir yer tutar. Hormon sistemi sinir sistemi ile birlikte vücut hücrelerinin koordinasyonunu sağlar. Bu sistemler incelendiğinde insanın kendi vücudu üzerinde hiçbir hakimiyeti olmadığı, tüm bedeninin onun gerçek sahibi olan Allah'ın kontrolünde olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. İnsan, bedenini kullanarak yürüyebilir, konuşabilir veya ellerini kullanarak bir iş yapabilir. Ancak bedeninin derinliklerinde binlerce kimyasal ve fiziksel olay, insanın bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşmektedir. Örneğin insan, boyunun uzunluğu, organlarının büyüklüğü ile ilgili karar veremez. Bunları Allah'ın ilhamıyla yerine getiren, hipofiz bezi tarafından salgılanan büyüme hormonudur. Büyüme işlemi iki farklı şekilde gerçekleşir. Bazı hücreler hacimlerini artırırlar. Bazı hücreler de bölünerek çoğalırlar. Büyüme hormonu bütün vücut hücrelerine etki eder. Her hücre hipofiz bezinden kendisine gelen mesajın anlamını bilir. Eğer büyümesi gerekiyorsa büyür, bölünerek çoğalması gerekiyorsa çoğalır. Örneğin yeni doğmuş bir bebeğin kalbi yetişkin halinin yaklaşık olarak 16'da biri kadardır. Buna karşın toplam hücre sayısı yetişkin kalbindekilerle aynıdır. Büyüme hormonu gelişme döneminde kalp hücrelerine teker teker etki eder. Her hücre, büyüme hormonunun kendisine emrettiği kadar gelişme gösterir. Böylece kalp de büyüyerek yetişkin bir insan kalbi haline gelir. Vücutta bulunan diğer hücreler -örneğin kas ve kemik hücreleri- gelişme dönemi boyunca bölünerek çoğalırlar. Bu hücrelere ne kadar bölünmeleri gerektiğini bildiren yine büyüme hormonudur. Bu, son derece mucizevi bir olaydır. Çünkü hipofiz isimli, nohut büyüklüğünde bir et parçası, vücutta bulunan bütün hücrelere hükmetmekte ve bu hücrelerin hacim olarak genişleyerek veya bölünerek büyümelerini sağlamaktadır. Bu kusursuz düzen bize Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği bir kez daha göstermektedir. Küçücük bir bölgede bulunan hücreler, trilyonlarca hücrenin bir düzen içinde bölünmelerini ve büyümelerini sağlamaktadır. Oysa bu hücrelerin insan bedenini dışarıdan görmelerine, bedenin ne kadar büyümesi ve ne aşamaya geldiğinde durması gerektiğini bilmelerine imkan yoktur. Bu şuursuz hücreler, vücudun karanlıkları içinde, ne yaptıklarını dahi bilmeden büyüme hormonu üretmekte ve üretimi durdurmaları gerektiği zaman da durmaktadırlar. Allah öyle kusursuz bir sistem yaratmıştır ki, büyümenin ve bu hormonun salgılanmasının her aşaması kontrol altındadır. Bu da insan vücudunun her noktasının yaratılışındaki ilim ve kudreti bir kez daha ispatlar. Sonsuz kerem sahibi olan Rabbimiz'i daha derin düşünmemize ve ona içten yönelip şükretmemize vesile olur.
Hayati bir organ olan kalp, şekildeki gibi iki damarın birleşerek gelişmesinden oluşur. Şuursuz hücrelerin özel kapakçık sistemleri meydana getirerek, vücudun her noktasına kan ulaştıracak bir pompa şeklinde yaratan, üstün akıl sahibi Allah'tır. |
Büyüme hormonunun salgılanmasındaki bozukluk cücelik ya da devlik ile sonuçlanabilir. |
Hormon sistemi, sinir sistemi ile birlikte vücut hücrelerinin koordinasyonunu sağlar. Bu sistemler incelendiğinde insanın kendi vücudu üzerinde hiçbir hakimiyeti olmadığı, tüm bedeninin onun gerçek sahibi olan Allah'ın kontrolünde olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. |
Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka İlah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 6)O Allah ki, Yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir... (Haşr Suresi, 24)Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' (Kıyamet Suresi, 37-38)
0 yorum:
Yorum Gönder