Mucize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mucize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2010 Salı

ALLAH'IN RAHMAN VE RAHİM İSİMLERİNİN KURAN'DAKİ TECELLİLERİ

nsan yaklaşık 60-80 yıllık bir sürenin ardından terk edeceği dünya hayatının her anında denemeden geçirilmektedir. Ölümünün ardından, hayatı boyunca söylediği her sözün, yaptığı her hareketin, aldığı her kararın, doğrularının ve yanlışlarının hesabını verecek, daha sonra da sonsuz ahiret hayatına başlayacaktır. Hesap gününde hiçbir şey eksik bırakılmayacak, küçük ya da büyük yapılan herşey ortaya çıkarılacak, hiç kimse haksızlığa uğratılmayacaktır. O gün geldiğinde peygamberlerin, doğruların, salihlerin, samimiyetle kendilerini Allah'a teslim eden iman sahiplerinin, Allah'tan korkanların, Allah'ın sınırlarını titizlikle koruyanların, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umut edenlerin yolunu seçenler sonsuz cennet yurduyla sevineceklerdir. Şeytanın, inkarcıların, müşriklerin, münafıkların, Allah'tan korkmayan, sadece kendi nefislerinin çirkin arzularına göre yaşam süren, günah işlemede sınırsızca davrananların yolundan gidenler ise azaplarla dolu cehennem hayatına gönderileceklerdir.
Allah'ın cennetle müjdelediği salih müminler; tüm kainatı yoktan var eden Rabbimiz'e gönülden iman eden, Yaratıcımızı en güzel isimleriyle tanıyan ve anan, O'nun sonsuz güç ve kudretinin farkında olan, tüm hayatlarını Allah'ın rızasını gözeterek geçiren kimselerdir. Bu kişiler, hem kendilerini hem de tüm kainatı kusursuzca, en ince ayrıntısına kadar planlayan Allah'ın tek dost ve velileri olduğunu bilirler. Rabbimiz'in her an bizi gördüğünü, herşeyi işittiğini, küçük büyük herşeyden haberdar olduğunu düşünerek hareket ederler.
Dünya üzerindeki her insan grubunun birbirinden farklı inanışları vardır. Kimi grupların da sapkın anlayışları vardır. Ancak önemli olan Allah'ı Kuran'da bildirilen, benzersiz, tüm eksikliklerden münezzeh, üstün sıfatlarıyla tanımaktır. İnsanların sahip oldukları yanlış inanışları bırakarak, Kuran'da bildirilen Allah'ın sıfatlarını anlamaları çok önemlidir. Salih müminler de Allah'ın, Kuran ayetlerinde bildirilen tüm sıfatlarını eksiksizce bildikleri ve bu sıfatlar üzerinde derin düşündükleri için hayata bakış açıları diğer insanlardan çok farklıdır. Onlar Allah'ın kainatın tek hakimi olduğunu, sonsuz güç ve kudret sahibi olduğunu, herşeyi işitmekte ve görmekte olduğunu, kullarına karşı sonsuz merhamet sahibi olduğunu, bağışlayıcı, esirgeyici olduğunu, zorlukları açıp gideren, kullarını kolay üzerinde başarılı kılan, sonsuz adalet sahibi, hüküm verenlerin hakimi, mülkün tek sahibi olduğunu bilmekte ve hayatlarını da bu inançları doğrultusunda geçirmektedirler. Kuran'da Rabbimiz'in en güzel sıfatlarından bazıları şu şekilde bildirilir:
O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Meliktir; Kuddûstur; Selamdır; Mü'mindir; Müheymindir; Azizdir; Cebbardır; Mütekebbirdir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok Yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24)
Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine
karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?
(İnfitar suresi, 6)
Bu ayetlerde bildirilen Allah'ın sıfatlarından biri de Rabbimiz'in "Rahman ve Rahim" ismidir. Kuran-ı Kerim'in 113 suresi Allah'ın "Rahman ve Rahim" sıfatıyla başlar. Rabbimiz'in Rahman ve Rahim sıfatının tecellilerine müminler hayatları boyunca her an şahit olurlar. Çünkü Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatı insanın doğumundan ölümüne, hastalıktan sağlığa, tüm acizliklerden canlı ve cansız varlıklardaki eşsiz güzelliklere kadar tüm kainatı tamamen sarmış durumdadır. Allah'ın tüm insanlara olan merhameti, şefkati, sevgisi, yardımı, koruması, lütfu ve bağışlayıcılığı Rabbimiz'in "Rahman ve Rahim" sıfatının en güzel tecellilerindendir. Bu, iman sahiplerinin hem kainata hem de tüm canlılara olan bakış açılarını derinleştirmekte, ahlaklarını güzelleştirmektedir. Bu nedenle de Müslüman olan bir kişi Kuran okumaya, İslam ahlakını yaşamaya ve tebliğ etmeye, müminlere öğüt vermeye, kainatın yaratılışı üzerinde düşünmeye başlarken öncelikle Rabbimiz'in bu güzel sıfatlarını ruhunda yaşamalıdır. Yaratıcımızın bu eşsiz isimlerindeki güzelliği, ferahlığı, hayırları, nimetleri kavramak ve Rahman ve Rahim isimlerinin İslam dinine hakimiyetini fark etmek, insanın imanda derinleşmesinde, Allah'ı en güzel isimleriyle tanımasında çok önemli bir adımdır. Bizim bu kitaptaki amacımız da Allah'ın "Rahman ve Rahim" sıfatlarının bir Müslümanın hayatındaki yeri üzerinde durmaktır.
Kitapta Rabbimiz'in "Rahman ve Rahim" sıfatlarının hem Kuran ayetlerindeki hem de kainattaki tecellileri incelenecek, insanların dünya hayatını bu sıfatların ışığında değerlendirmelerinin önemi vurgulanacaktır.

Allah Sonsuz Bağış Sahibidir, Tevbeleri Kabul Edendir


İnsan gaflete düşebilen, unutan, yanılabilen, hata yapabilen bir varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Bu nedenle de Allah'ın sonsuz şefkati ve merhameti insanlar için çok büyük bir lütuf, çok büyük bir nimettir. Allah, sonsuz rahmeti ile insanlara, her zaman hatalarından dolayı bağışlanma dileme ve tevbe etme imkanı tanımıştır. Samimi olarak günahlarının affedilmesini isteyen her insan Allah'ın kendisini bağışlamasını umabilir. Rabbimiz Hicr Suresi'nde "Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim." (Hicr Suresi, 49) şeklinde buyurmaktadır. Nisa Suresi'nde ise Allah'ın affediciliği şöyle bildirilir:
Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. (Nisa Suresi, 110)
Hayatı boyunca hatasız, günahsız, eksiksiz ve kusursuz olduğunu zannetmek Kuran'a uygun olmayan bir tavırdır. Çünkü, insan hata yapmaya ve günah işlemeye açık, aciz bir varlıktır. Buna karşılık Allah bağışlayıcı ve tevbeleri kabul edici olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle insanın bilerek veya bilmeyerek, gaflete kapılarak, nefsine uyarak işlediği hatalardan dolayı ümitsizliğe düşmesi Kuran ahlakına uygun olmayan bir tavır olacaktır. Hata yapan mümine düşen, hatasından ibret almak, pişman olup doğruya yönelmek, vakit geçirmeden Allah'a sığınmak ve bir daha o hatayı tekrarlamamak üzere gayret göstermektir. Elbette mümin hata yapmamaya ve günah işlememeye, Allah'ın sınırlarını korumaya çok özen gösterir, fakat buna rağmen hataları, günahları olabilir. Hatalarından sonra tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilemek ise çok güzel bir mümin özelliğidir. Allah'ın 'Tevbeleri kabul eden' (Tevvab), 'Bağışlayan' (Gafur), 'Merhamet eden' (Rahman) isimleri de hatalarından pişman olan ve tevbe edip Allah'a yönelen müminler üzerinde tecelli eder. Enam Suresi'nde şöyle buyrulur:
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)

Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
(Nisa Suresi, 110)
İnsanları din ahlakından uzaklaştıran sebeplerden bir tanesi, işledikleri günahların getirdiği suçluluk duygusu nedeniyle kendilerini "asla düzelmez, iflah olmaz" kimseler olarak görmeye başlamalarıdır. Allah'ın Rahman ve Rahim ismini, tevbeleri kabul eden, sonsuz bağış sahibi olan olduğunu unutan bu insanları şeytan sürekli kışkırtır ve bir günah işleyen bir insana "sen zaten günahkarsın, artık düzelmen mümkün değil, bunu böyle kabul et" mesajı verir. Daha sonra da kişiyi "nasıl olsa bir kez günah işledin, tekrar işlemenin hiçbir kaybı olmaz" gibi kandırmacalarla çok büyük bir batağın içine çeker. İnsanın günahı ikiyse, bunu hemen dörde, sekize, on altıya çıkarmaya çalışır. İnsanın günahı nedeniyle Allah'a karşı duyduğu mahcubiyet hissini kullanır ve bunu o insanı Allah'tan tamamen uzaklaştırmak için suistimal eder. Ancak şeytanın her hilesi gibi bu da zayıftır. Çünkü bir insanın günah işlemesi, o kişinin artık doğru yolu bulamayacağı anlamına gelmez. Değil bir günah, en büyük günahları defalarca işlemiş de olsa, sonuçta her zaman için tüm bunlardan pişman olup Allah'a yönelme imkanı vardır. Allah, günahlarından dolayı samimi bir şekilde tevbe eden, yani bağışlanma dileyip artık o günahı işlememeye azmeden herkesi bağışlayacağını Kuran'da haber vermiştir:
Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi, 39)
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır. (Hac Suresi, 50)
Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır. (Mülk Suresi, 12)
Sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz tevbe imkanının her insana verildiğini bizlere bildirmiştir. Örneğin Allah, Kendisi'ne iman ettikten sonra saparak, altından bir put yapıp ona tapınan Yahudilerin tevbesini kabul etmiş ve onları bağışlamıştır:
Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek İlah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 54)
Allah ayetlerde, gaflete kapılıp hata işleyen ve ardından samimi olarak tevbe edip bağışlanma dileyen kişinin bağışlanacağını belirtmektedir. Müminlerin işledikleri kusurun boyutları ne olursa olsun samimi olarak yaptıklarından pişmanlık duydukları takdirde Allah'ın rahmetinden umutlarını kesmemeleri gerektiği ayetlerde şöyle müjdelenmektedir:
De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir. Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbiniz'e yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbiniz'den, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel." (Zümer Suresi, 53-55)
Allah'ın bağışlayan sıfatı, Rabbimiz'in insanlara sunduğu en büyük nimetlerden ve kolaylıklardan biridir. İnsanın ümitsizliğe kapılıp yaptığı hatalardan sonra kendini bir daha toparlayamayacağını düşünmesi çirkin bir zandır. Allah'ın şefkatini, merhametini, bağışlayıcılığını göz ardı eden kişi kendi kendine zulmetmiş, aynı zamanda da Kuran ahlakının gereğini uygulamamış olur. Hatalar, bu hatalar karşısında bunlardan hemen vazgeçen ve Kuran'a uygun bir tavır sergileyerek bunları hemen telafi eden samimi müminlerin ahiretteki derecelerini yükseltir, onları olgunlaştırır, eksiklik ve acizliklerinin, kulluklarının daha iyi bilincine varmalarını sağlar. Önemli olan kişinin günahında ısrar etmeden hemen pişman olup tevbe etmesidir. Ayetlerde Rabbimiz salih amellerde bulanan, zekatı veren, kısaca Kuran ahlakını yaşayanları bağışlayacağını ve rahmetine sokacağını bildirmektedir:
Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (Taha Suresi, 82)
Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 5)
Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından. (Taha Suresi, 112)
Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz. (Nur Suresi, 56)
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Suresi, 7)
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38)
Bir insan işlediği günahtan dolayı tevbe ettikten sonra da yeniden gaflete düşüp aynı günahı işleyebilir. Belki bu defalarca tekrarlanır. Ama son bir kez tevbe edip o günaha bir daha dönmediğinde, tevbesinin kabul edilmesini Allah'tan umabilir. Ancak her konuda olduğu gibi bu konuda da asıl olan samimiyettir. Bazı insanların kapıldığı "ben günah işlemeye devam edeyim, sonra yaşlanınca, bir gün tevbe ederim" şeklindeki düşünce ise çok büyük bir samimiyetsizliktir ve sonu hüsranla sonuçlanabilir. Allah böyle düşünenleri Kuran'da şöyle uyarmaktadır:
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)
Bu ayetlerden anlaşılacağı gibi, hata yapan, günaha giren mümin, tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilediği takdirde üzüntü ve ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü ümitsizlik Allah'ın hoşnut olmayacağı bir tavırdır. İşlediği bir kusur karşısında Kuran ahlakına uygun tavrı gösteren bir müminin şevk, heyecan ve neşesi kaybolmaz, hatta tam tersine daha da artar. Allah Kuran ayetlerinde Müslümanları şu şekilde uyarmaktadır:
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)? (Nur Suresi, 10)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)? Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 20-22)
Ayetlerde bildirilen haberler, müminlerin şevk ve heyecanlarını artıran çok güzel müjdelerdir. İman sahipleri hayatlarının her anında Allah'ın bu sonsuz fazl ve rahmetini hisseder, Allah'ın rahmeti sayesinde güzel bir hayat sürdürebildiklerini akıllarından çıkarmazlar. Onların Allah'a olan dualarındaki samimiyetlerinin, nimetlere şükrederken içlerinde duydukları şevkin ve derin imanlarının en önemli nedenlerinden biri de Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatlarını hayatlarının her anında yakından hissetmeleridir. Kuran ahlakını yaşamayan, Rabbimiz'in en güzel sıfatlarını takdir edemeyen insanlar ise Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatlarındaki ihtişamı kavrayamazlar. Hayatlarının karamsar, ümitsiz, neşesiz olmasının en önemli nedenlerinden biri budur. Çünkü imanın getirdiği tüm güzelliklerden uzaktırlar. Hata yaptıklarında Allah'ın çok esirgeyen ve çok bağışlayan olduğunu bilmezler. Tevbe edenlerin günahlarını affettiğini, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olduğunu düşünmezler. Oysa mümin başına nasıl bir olay gelirse gelsin hemen Allah'a yönelir, dua eder, bağışlanma diler, tevbe eder. Allah samimi kullarına her zaman güzellik dileyen, onları hidayet yoluna sevk eden, kötülüklerden koruyan ve sonsuz rahmetiyle lütufta bulunandır. Allah ayetlerde kulları üzerindeki rahmetini şu şekilde haber verir:
Bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah, alemlere zulüm isteyen değildir. (Al-i İmran Suresi, 108)
Bu, ellerinizin önden sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir. (Al-i İmran Suresi, 182)
Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 79)
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir. (Nisa Suresi, 147)
... Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)

Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
(Nur Suresi, 10)
Allah'ın kulları üzerindeki rahmeti, inkar edenleri hidayet yoluna çeşitli şekillerde çağırmasında da görülmektedir. Onlar iman etmemekte ne kadar direnirlerse dirensinler Rabbimiz elçileriyle, birer hidayet rehberi olan İlahi kitaplarıyla onları sürekli doğru yola çağırmaktadır. Elçilerin tebliğine uymayan kavimleri "belki dönerler" diye çeşitli sıkıntı ve zorluklarla denemektedir. Ayetlerde bildirilen "dünyada azap, dayanılmaz zorluk, sıkıntı, kuraklık, ürün kıtlığı" Rabbimiz'in hidayet yolunu bulamamış kullarına olan şefkatinin, merhametinin çok güzel bir tecellisidir. Dünya hayatında doğru yolu bulmaları ve ahiretteki sonsuz cehennem azabından uzaklaştırılmaları için onlara sunulmuş bir fırsattır. Ayetlerde Rabbimiz'in inkar edenlere olan lütfu şu şekilde haber verilmektedir:
Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (Araf Suresi, 130)
Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler diye o büyük (uhrevi) azapdan önce, yakın (dünyevi) azaptan da taddıracağız. (Secde Suresi, 21)
Eğer inkar edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için inkara rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olur. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbiniz'e döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilendir. (Zümer Suresi, 7)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (Araf Suresi, 94)
Ayetlerde de görüldüğü gibi bazı toplulukların başına gelen felaketler, zorluklar ve sıkıntıların hikmetlerinden biri o kişilerin Allah'a yönelmeleri, inkardan vazgeçmeleri ve tevbe etmeleridir. Herşeyi çok büyük bir hikmet, hayır ve güzellikle yaratan Rabbimiz bu zorlukları da bir hayırla yaratmıştır. Araf Suresi'nde bu durum hakkında şu şekilde buyurulmaktadır:
Onlardan bir topluluk: "Allah'ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediğinde "Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler, diye" dediler. (Araf Suresi, 164)
Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye. (Enam Suresi, 42)
Ayetlerde de bildirildiği gibi Rabbimiz "bir ihtimal sakınabilirler" ve "umulur ki yalvarırlar" diye insanlara çeşitli uyarıcılar göndermekte, onları rahmetine ve cennetine sokmak istemektedir. Allah'ın insanların günahlarını bağışlayan olması, cezalarını ertelemesi ve onlara hayatları boyunca her an yeni fırsatlar vermesi insanlar için çok büyük lütuf ve rahmettir. Eğer insanlar günahları nedeniyle hemen sorgulanarak cezalandırılsalardı, Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi yeryüzünde canlı hiçbir varlık kalmazdı:
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilir, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (Kehf Suresi, 58)
Dolayısıyla, insanlar hataları veya günahları ne olursa olsun, hiçbir zaman Allah'ın razı olduğu gibi bir kul olabilmek için geç kalmış değildirler. Çünkü Allah insanlara sürekli yeni fırsatlar verir, onlara çeşitli uyarılar ve hatırlatmalarda bulunur. İnsan yaşamı boyunca ne kadar hata yapmış olursa olsun, din ahlakından ne kadar uzak yaşamış olursa olsun samimi olarak tevbe ettiği ve samimi bir kalple Allah'a yöneldiği takdirde geçmişte yaptığı hatalarını düşünmesine gerek yoktur. Önemli olan bu hatalardan ibret almak, benzerlerini bir daha yapmamak için öğüt almaktır. Allah kendilerine uyarı geldikten sonra doğru yolu bulan salih kullarını geçmişlerinden sorumlu tutmayacağını Kuran'da haber vermiştir:
�Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (Maide Suresi, 95)
O inkar edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır. (Enfal Suresi, 38)
Allah tüm insanlara öğüt alanın öğüt alabileceği kadar bir süre tanır. (Fatır Suresi, 37) Onlara kendilerini uyarıp korkutacak elçiler gönderir ve bu elçiler vasıtasıyla korkup sakınmaları gereken şeyleri bildirir. Ancak tüm bunlara rağmen inkarda direten insanlar da elbette işledikleri kötülüklerin karşılığını göreceklerdir. Rahman ve Rahim olan Allah'ın tecellilerinin farkına varmayan, kendisini hayatı boyunca kuşatan bu tecellileri takdir etmeyip hamd etmeyen her insan yaptığı bu nankörlüğün karşılığını alacaktır. Bu elbette Allah'ın adaletinin tecellilerinden biridir. Allah Meryem Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir. (Meryem Suresi, 75)

Her Topluma Bir Uyarıcı Gönderilmesi Rabbimiz'in Rahman Sıfatının Tecellisidir



Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitab� ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
(Al � İmran Suresi, 164)
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz insanlara, kendilerini uyaracak, Allah'ın ve ahiretin varlığını, hayatın gerçek anlamını bildirecek elçiler gönderir. Elçiler insanları hidayet yoluna sevk etmek için tüm hayatları boyunca çok samimi bir mücadele yürütürler. İnsanları cahiliye hayatından kurtarıp hidayetlerine vesile olmak için tüm imkanlarını sonuna kadar kullanırlar. Kuran'da bu konuda verilen örneklerden biri Hz. Nuh'un kavmine yaptığı tebliğdir. Hz. Nuh kavmine Allah'ın varlığını, sonsuz güç ve kudretini tebliğ edip onları sapkın dinlerinden uzaklaştırmak için çok büyük bir emek sarf etmiştir. Bunun için türlü yöntemler kullanmış, kavminin inkar eden sözleri, asi tavırları bu kıymetli insanı hiçbir şekilde engellememiş, o, Allah'ın emrini büyük bir kararlılıkla yerine getirmiştir. Ancak kavmi inkarda diretmiştir. Ayetlerde şu şekilde bildirilir:
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." (Nuh Suresi, 5-9)
Peygamberlerin bu samimi gayretleri iman edenler için çok büyük bir lütuf, Rabbimiz'in kullarına olan sevgisinin çok güzel bir tecellisidir. Elçi Allah'tan bir rahmet olarak inkarcılarla mücadele etmekte, hiçbir karşılık beklemeksizin insanların ahiret hayatlarına vesile olmaya çalışmaktadır.
Ayetlerde Allah'ın elçi göndererek insanlara rahmet ettiği şu şekilde bildirilmektedir:
Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara Suresi, 151)
Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (kitap) gelmesine mi şaştınız? (Araf Suresi, 63)
Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir. (Duhan Suresi, 5-6)
Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik. (Enbiya Suresi, 107)

De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
(Al-I İmran Suresi, 31)
De ki: "Allah'a ve elçisine itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez.
(Al-I İmran Suresi, 32)
Allah'ın mübarek elçileri dünya üzerindeki en güvenilir, en dürüst, en güzel huylu, en üstün ahlaklı, en akıllı, basiretli ve ferasetli, en cesur, en sabırlı insanlardır. Elçilerin tüm insanlar üzerinde güven uyandıran, hayırlı, samimi ve gayretli kimseler olarak yaratılmaları Allah'ın insanlara çok büyük bir lütfudur. Gönderildikleri topluma hayır getiren, onları Allah'ın yoluna davet eden örnek ahlaka sahip peygamberler, insanları Allah'ın ayetleriyle uyarmakta, kötü fiillerden men etmekte, iyiliği ve doğruluğu tavsiye etmektedirler. Dünya hayatının geçiciliğini, sonsuz ahiret hayatının ise gerçek hayat olduğunu insanlara hatırlatmaktadırlar. Her topluma mutlaka bir elçi gönderilmesi de Rabbimiz'in insanlar üzerinde bir rahmetidir. Hiçbir topluluk yoktur ki Allah'ın risaletiyle muhatap olmasın, Allah'ın ve ahiret gününün varlığıyla uyarılıp korkutulmasın. Kuran ayetlerinde her toplumun mutlaka bir elçi aracılığıyla uyarıldığı şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (Fatır Suresi, 24)
(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye. (Kasas Suresi, 46)

Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu�br> (Nahl Suresi, 36)
Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar. (Secde Suresi, 3)
"Andolsun, Biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün." (Nahl Suresi, 36)
Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah herşeye güç yetirendir. (Maide Suresi, 19)
Elçiler, gönderildikleri toplumlar için çok büyük bir lütuf olmuş, insanlara bilmediklerini öğretmiş, güzel bir hayat yaşamanın, huzur, güvenlik, barış ve adalet dolu bir hayatın nasıl mümkün olabileceğini anlatmışlardır. Ancak Kuran'da bildirilen "... Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler." (Rad Suresi, 1) ayetinin bir tecellisi olarak, tarih boyunca elçilerin kendileri için ne kadar büyük bir rahmet olduğunu takdir edebilen ve samimi imana yönelen çok az sayıda insan olmuştur. İnkar edenler imanı hiç kabul etmezlerken, bir kısım insanlar da vicdanlarında elçilerin anlattıklarına kanaat getirdikleri halde, Kuran'da bildirilen gerçek samimiyeti yaşamaya yanaşmamışlardır. Buna rağmen elçiler Kuran'da Hz. Muhammed (sav) için "Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir." (Yusuf Suresi, 103) ayetiyle bildirildiği gibi, insanların iman etmelerini içten arzu etmiş, dünyada ve ahirette nimete kavuşmaları, olabilecek en güzel ve en mutlu hayatı yaşayabilmeleri için çok samimi bir çaba harcamışlardır. Elçilerin, çevrelerindeki insanların iman etmelerinden, dünyada ve ahirette mutlu olmalarından şahsi hiçbir menfaatleri olmadığı halde, samimi Allah korkuları ve üstün ahlakları nedeniyle yaşamlarını Rabbimiz'in bu emrini en güzel şekilde yerine getirme gayretiyle geçirmişlerdir.

Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
(Al-i İmran Suresi, 101)
İnsanlara imanı ve din ahlakını sevdirebilmek için çok büyük zorluklarla karşı karşıya kalmış, çok sıkıntılı olaylarla denenmişlerdir. Ancak hiçbir zorluk karşısında yılmamış, Allah'ın yardımı ve desteğiyle büyük bir cesaret örneği sergilemiş ve sonucunda da Allah'ın izniyle galip gelen daima onlar olmuşlardır:
Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)
Kullarına karşı sonsuz merhamet sahibi olan Allah her insanı doğru yola elçileri aracılığıyla çağırmakta, hidayet yolunu bulması için türlü hatırlatmalarda bulunmaktadır. Her insana öğüt alabileceği kadar vakit verilmekte, doğrular türlü şekillerde anlatılmakta, herkes hak ettiği ile karşılık görmektedir. Dünya hayatındaki hatırlatmalar ve uyarmalar gerçekleşmeden hiçbir toplumun yıkıma uğratılmayacağı da yine ayetlerde haber verilmiştir. Sonsuz adalet sahibi olan Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır:
Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (Hicr Suresi, 4)
Bu, halkı habersizken, Rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır. (Enam Suresi, 131)
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59)

Herşeyin Kaderde Yazılı Olması Allah'ın Sonsuz Merhametinin Bir Tecellisidir


İnsanın tüm hayatının Allah'ın tespit ettiği bir kader üzere gelişiyor olması, Rabbimiz'in büyük bir lütfu, Rahman ve Rahim sıfatının çok güzel bir tecellisidir. Kader sırrına vakıf olan müminler, karşılaştıkları zorluklara büyük bir şevk ve neşeyle sabır gösterirler. Onlar, Allah'ın herşeyi bir hayır üzere yarattığını ve başlarına gelenlerin sadece Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilirler. İnsanların hayatlarını tüm ayrıntılarıyla yaratan Allah'tır. En'am Suresi'nde yeryüzünde meydana gelen küçük büyük tüm olayların Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiği şu şekilde bildirilir:
Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En'am Suresi, 59)
İnsan, zamana bağlı yaşayan ve olayları sadece yaşadığı andan bakarak değerlendirebilen bir varlıktır. Ve insan, geleceği bilemediği için karşılaştığı olaylardaki uzun vadeli hikmetleri, güzellikleri ve hayırları da her zaman göremeyebilir. Fakat zamanı yaratan, dolayısıyla zamandan münezzeh olan Allah, zamana bağımlı olan tüm varlıkların hayatlarını "zamanın dışından" görüp bilmektedir. Bu, kader gerçeğidir. Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları tek bir an olarak bilmesidir. Yani "sonucu bilinmeyen olaylar" sadece, bizim için birer "bilinmez"dir. Allah bizim bilemediğimiz bu olayların tümünü bilir. Bu nedenle de insanın imtihanı, aslında başı ve sonu belli olan bir imtihandır. Geçmiş, gelecek ve içinde yaşadığımız an Allah Katında birdir; hepsi olup bitmiştir. Biz ise bu olayları ancak zamanı geldiğinde yaşayarak öğreniriz. (Detaylı bilgi için Bkz. Zamansızlık ve Kader Gerçeği, Harun Yahya, Global Yayıncılık)
Müslümanların dünya ve ahiret hayatındaki tüm zorluklara ve denemelere güzel bir sabır göstermelerine vesile olan da işte bu kader ilmidir. İman edenler "Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir." (Teğabün Suresi, 11) ayetinde de bildirildiği gibi, başlarına gelen herşeyin bir kader üzere gerçekleştiğini bilmenin rahatlığını yaşarlar. İman etmeyenler kader ilmine vakıf olmamaları nedeniyle sıkıntı, stres, huzursuzlukla boğuşurlarken, Müslümanlar Rabbimiz'den bir rahmet olarak huzur içinde hayatlarını sürdürürler. Hayatlarının her anının sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz'in dilediği şekilde gerçekleştiğini, herşeyin büyük hayır ve güzelliklerle yaratıldığını bilmenin güveni içindedirler. Ancak bu, iman edenlerin hayatlarında hiç zorluk ve sıkıntı olmadığı anlamına gelmemelidir.
Müminler dünyada her türlü sıkıntı ve zorlukla karşılaşabilirler, mallarını kaybedebilirler, fiziksel olarak zayıf düşebilirler, hastalanabilir, yaralanabilir, ölebilir veya öldürülebilirler. Onların farkı, başlarına gelen her zorluğun Allah'tan gelen bir deneme olduğunu bilmeleri ve her birini Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatlarının güzel bir tecellisi olarak kabul etmeleridir. Çünkü bu denemeler karşısında gösterdikleri güzel ahlakın Allah Katında çok değerli olduğunu bilirler. Bu, müminlere has bir zevktir. Müslümanlar bu tip sıkıntılar karşısında hüzün, stres, acı, panik, korku gibi duygular yaşamazlar. Çünkü Yüce Allah'ın, yarattığı ve şer olarak görünen tüm olayları da Müslümanların hayrına çevireceğini bilirler. Allah bunlarla iman eden kullarını denemeden geçirir ve gösterdikleri sabrın karşılığını da hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla verir. Ve Müslümanlar bu kısa imtihan dönemi sonucunda sonsuz bir cennet hayatı ile mükafatlandırılırlar. Allah bir ayette müminlere, "�Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez." (Nisa Suresi, 141) şeklinde bildirmiştir. Allah'a dayanıp güvenen bir insan, artık hiçbir korku ve mahzunluk yaşamayacaktır. Bu, Allah'ın kulları üzerindeki şefkatinin bir delilidir:
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13)
Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)
Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Yunus Suresi, 62-64)
Allah başka ayetlerinde de Kendisi'ne inanan ve teslim olan kullarının asla kopmayacak bir "kulba" yapıştıklarını bildirmiştir:
Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulba yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır. (Lokman Suresi, 22)
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
İman edenlerin zorluklar ve sıkıntılar karşısında gösterdikleri şevkli, neşeli ve güçlü karakter Allah'a, kadere ve ahirete imanın, tevekkülün ve teslimiyetin bir sonucudur. Peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarında bu gücün ve tevekkülün çok güzel örnekleri bulunmaktadır. Kuran'da zorluk zamanlarında gösterilen güçlü karaktere önemli bir örnek, Firavun'un kavminde büyücü iken Hz. Musa'nın dinine iman eden ve bundan sonra Firavun'un öldürme tehdidi karşısında üstün ahlak gösteren müminlerdir.
Ayetlerde Firavun'un iman eden bu müminleri ölümle ve işkenceyle korkutmaya çalışıp, doğru yollarından engellemek için uğraştığı bildirilir. Fakat o, ordusunun ve maddi gücünün onları korkutacağını zannederek çok büyük bir hüsrana uğramıştır. Çünkü müminler Firavun'a verdikleri cevapta, yalnızca Allah'tan korktuklarını ve başlarına bir zorluk geldiğinde O'na yönelip döndüklerini ifade etmişlerdir. Bu kişiler Firavun'un tüm tehditlerine rağmen Allah'a imanın verdiği teslimiyet ve tevekkülle bu yoldan dönmelerinin mümkün olmadığını bildirmişlerdir:
(Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."
Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."
"Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi Kendisi'ne karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir." (Taha Suresi, 71-73)

İslam Dininin Kolaylık Dini Olması Allah'ın Rahmetidir


İman sahipleri tüm hayatlarını Rahman ve Rahim olan Rabbimiz'in Kuran ayetlerinde bildirdiği şekilde geçirirler. Evde, işte, sokakta, nerede olurlarsa olsunlar hep Allah'ın razı olacağı gibi bir ahlak gösterir, Allah'ın hoşnut olmayacağı tavırlardan, amellerden şiddetle kaçınırlar. Ancak Rabbimiz'den bir lütuf olarak İslam dini insanlara çok kolay, çok güzel ve çok rahat bir yaşam sunmaktadır. Kuran ayetleri okunduğunda İslam dininin gerektirdiği uygulamaların son derece kolay olduğu görülür. Bu müjde bizlere, "... Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle haber verilmiştir.
Rabbimiz'in şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak çağlar boyu gönderilmiş olan bütün hak dinler her zaman çok kolay uygulanabilir hükümlere sahip olmuşlardır. Tarih boyunca, dini özünden saptırmayı amaçlayan ve dinin yaşanmasını engellemek için türlü yöntemler deneyen kişiler, dine birçok zorlaştırıcı uygulama ve hurafe katmaya çalışmışlardır. Kendi türettikleri uygulamalar yüzünden bilerek veya bilmeyerek insanların din ahlakından uzaklaşmalarına sebep olmuşlardır. Bu hurafelerin en tehlikelilerinden biri ise din ahlakını yaşamanın zor olduğu şeklindeki gerçek dışı inançtır. Oysa, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünneti bize dinin yaşanmasının samimi insanlar için son derece kolay olduğunu öğretmektedir.
Allah evrendeki herşey gibi insanı da yoktan var etmiştir. İnsanı en iyi tanıyan, ona şah damarından daha yakın olan Allah, dini de insanın yaratılışına uygun yaratmıştır. Allah bir ayetinde insanın din ile fıtratına (yaratılışına) en uygun olana çağrıldığını şöyle haber verir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)
Kuran, her yaştan ve her kültürden insanın anlayabileceği, apaçık bir öğüttür. Bu asılsız kanaatin en büyük nedenlerinden biri bilgisizliktir. Günümüzde insanların bir bölümü Kuran ayetlerinde bildirilen gerçeklerden, ahiret hayatının varlığından, cehennem azabından, eşsiz cennet nimetlerinden ve Rabbimiz'in çeşitli konulardaki öğütlerinden habersiz bir hayat sürmektedirler. Oysa Kuran, insanların okumaları, içindeki hikmetleri ve hayatın asıl amacını öğrenmeleri için indirilmiştir.
Nitekim Kuran'da "Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum)..." (Neml Suresi, 92) şeklinde buyurulmaktadır.
Kuran'ı okumak ve her zaman Kuran'a uymak, bir Müslümanın en önemli sorumluluklarındandır. Kuran apaçıktır ve her okuyan kavrayabilir. Fakat sadece Allah'ın hidayet verdiği kişiler Kuran ahlakını tüm hayatlarında uygulayabilirler. Allah, gönülden Kendisi'ne yönelen samimi kullarına hidayet nasip edeceğini bildirmiştir. İnsanların Kuran ayetlerini anlayamayacakları şeklinde bir yalanla ortaya çıkanlar ise, pek çok insanın Kuran'ı okuyup, Allah'a yönelmesine, Kuran ahlakına göre yaşamasına engel olmayı amaçlamaktadırlar. Oysa Allah ayetlerinin son derece açık ve anlaşılır olduğunu Kuran'ın pek çok ayetinde bildirilmektedir:
Andolsun Biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkar etmez. (Bakara Suresi, 99)
Ey insanlar Rabbiniz'den size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kuran) indirdik. (Nisa Suresi, 174)
Allah'ın insanlar için seçip beğendiği İslam dini çok anlaşılır olmasının yanısıra, Kuran ayetlerindeki hüküm ve uygulamalar da son derece kolaydır. Allah ayetlerde Kuran için şöyle buyurmaktadır:
Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik. 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)
Kuran ahlakı insanın fıtratına uygun olan tek yaşam şeklidir. İnsanı yoktan var eden Allah, onun nelere ihtiyaç duyacağını, hangi ibadetleri uygulamaya güç yetirebileceğini, nasıl sağlıklı, huzurlu ve mutlu olacağını en iyi bilendir. Bu nedenle Allah bir ayette hiç kimseye gücünün üzerinde bir sorumluluk verilmeyeceğini bildirmektedir:
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)

Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır�br> (Rum Suresi, 30)
Allah, sonsuz merhameti ve şefkati ile insanların en rahat edecekleri, en huzurlu ve en güzel hayat biçimini Kuran'da bütün detayları ile tarif etmiştir. Örneğin insan, yaratılışı gereği sevgiden, saygıdan, şefkat ve merhametten hoşlanır. Kendisine hep bu şekilde davranılmasını ister. Zulümden, ahlaksızlıklardan, kötülüklerden sakınır ve bunlara maruz kalmak istemez ve ruhunda böyle bir his duyması Allah'ın dilemesi ile olur. Allah insanları bu fıtrat üzerinde yaratmıştır. Dolayısıyla İslam ahlakına uygun bir yaşam insanın her yönüyle zevk alacağı, hoşnut olacağı bir yaşamdır. Kuran'da tarif edilen din ahlakının insan için her açıdan son derece kolay olduğu bazı ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz. (Kehf Suresi, 88)
Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık... (Kamer Suresi, 17)
... O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)... (Hac Suresi, 78)
Ayrıca Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin önemli özelliklerinden biri de, son derece kolay uygulanabilir olmasıdır. Kuran'ı kendisine rehber edinen Resulullah (sav), kavmine "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" buyurarak öğütte bulunmuştur.
Dini özünde olduğu gibi kolay olarak göstermek, insanların kalplerini Kuran'a ve İslam ahlakına ısındırmak, insanlara Kuran'ı ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetini öğretip hayatlarının tek yol göstericisi haline getirmek her Müslümanın önemli bir sorumluluğudur. Bu gerçeği bilmeyen birtakım insanlar ise Kuran ahlakının sınırları kalktığı takdirde daha rahat yaşayacaklarını; örneğin ahlaki değerlere önem vermedikleri zaman özgür olacaklarını düşünürler. Ya da din ahlakının yaşamlarını zorlaştıracak birtakım kısıtlamalar getireceğini zannederler. Halbuki bütün bunlar insanların kapıldıkları çok büyük yanılgılardır ve şeytanın aldatmacalarıdır. Çünkü Allah'ın bildirdiği din ahlakını yaşamak, insanlara emrettiklerini yerine getirmek son derece kolaydır. Asıl zor olan, Allah'ın bildirdiği sınırları tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktır.

'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.
(Rum Suresi, 31)
Böyle bir yaşantı son derece kötü sonuçları da beraberinde getirir. Öncelikle din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda daima kaos, kargaşa, huzursuzluk, korku, mutsuzluk ve stres vardır. Allah'tan korkmayan bir insan her türlü ahlaksızlığı yapabilir, hiçbir konuda sınır tanımayabilir. Bu şekilde dejenere bir hayat sürer. Böyle bir hayatta insanlar birbirlerine karşı fedakarlık göstermez, sevgi ve saygıyı gösteriş dışında gerçek anlamda bilmez, maddi ve manevi destek vermezler. Bu yüzden de Allah'ın bildirdiği dışında bir yaşam şekli hiçbir zaman, hiçbir insana mutluluk getirmez.
Örneğin günümüzde sıkça örneklerine rastladığımız olaylardan uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin yaygınlaşması, fuhşun, rüşvetin, sahtekarlığın önlenemez bir hal alması din ahlakından ve dolayısıyla manevi her türlü değerden uzaklaşılmasıyla ilgilidir. Böyle bir yaşam şeklinde insanlar kendilerince özgür ve diledikleri gibi davranma lüksüne sahip olduklarını zannederler. Oysa özgürlük zannettikleri bu sınır tanımaz yaşantılarının kendilerine getirdiği maddi ve manevi yıkım çok daha büyüktür.
Kuran ahlakı yaşanmadığı zaman insanın huzur bulacağı ortamın tam tersi meydana gelir ve tamamıyla şeytanın istediği gibi cehenneme benzer bir ortam oluşur.
Düşünün ki, fuhuştan, uyuşturucudan veya alkolden sağlığı bozulmuş, bedeni yaşına göre çok daha hızlı yaşlanmış, saçları, cildi parlaklığını ve canlılığını yitirmiş, bitkin, sefil bir hayat süren insanların kazancı ne olabilir? Gerçekten de sınır tanımazlık, ahlakı hiçe saymak ve sonunun yokluk olduğu sanılan bir yaşamı sürdürmek, istisnasız her insanda fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük tahribat meydana getirir. Çünkü Allah Kuran'da, "...Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) şeklinde buyurmaktadır. İnsanlara huzuru verecek olan Allah'tır, bunun dışında insanların rahatlık bulmaları mümkün değildir.
Üstelik sonuç olarak da bu insan, Allah'ın emirlerinden uzaklaştığı için büyük bir pişmanlık duyacağı, zorlukların ve acıların en büyüklerini yaşayacağı ahiret hayatı ile karşılaşacaktır. Vicdanına ters düşerek, Allah'ın sınırlarını korumak konusunda gevşek davrananlar veya iman etmeyip, Kuran ahlakından uzak yaşamayı güzel görenler dünyada da ahirette de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşacaklardır. Allah bir ayette şöyle bildirir:
... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur... (Talak Suresi, 1)
Allah'a gönülden teslim olan, korkup sakınan ve dinin hükümlerini eksiksiz olarak yerine getiren insanlar ise hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç içindedirler. Herşeyden önce, Allah'a itaat etmenin manevi hazzını ve vicdani rahatlığını yaşarlar. Allah, rızasına uyanları ve sınırlarını koruyanları bir ayetinde şöyle müjdelemektedir:
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Dinin özünü kavrayamayan bazı kişiler Kuran'da bildirilen hükümler konusunda aşırıya kaçmaya müsaitlerdir. Allah'ın haram kılmadığını, haram gibi gösterip, daha çok yasak oluşturmayı bu insanlar bir üstünlük zannederler. Allah inananları bu tehlikeye karşı uyarmış ve dinde aşırılığa gidenlerin doğru yoldan saptıklarını Kuran'da bildirmiştir:
De ki: "Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın." (Maide Suresi, 77)
Allah, bir ayette, Hz. İsa'dan sonra İseviliği saptıran Hıristiyanların durumunu şöyle örnek vermektedir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)
Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi bu kimseler kendi koydukları bu kurallara da gereği gibi riayet etmezler. Oysa insanın yapması gereken, Kuran'da Allah'ın insanlara emrettiklerini yerine getirmek ve yasakladıklarından da kaçınmaktır. Allah herşeyi insanlar için kolay kılarken Kuran ahlakını yaşamayı zor gibi göstermeye çalışanlar, ahirette bunun sorumluluğunu yüklenmiş olarak hesap vermekten korkmalıdırlar. Herşeyde olduğu gibi bu konuda da Peygamberimiz (sav)'in hayatı ve uygulamaları bize en güzel örnektir.
Bir hadisinde Peygamber Efendimiz Allah'ın sınırlarından ayrılmamayı ve aynı zamanda sınırları aşmamayı müminlere hatırlatmış ve din ahlakını yaşamanın kolay olduğunu belirtmiştir:
"Din kolaydır. Kimse dine karşı şedid olamaz. Zira dine mağlub düşer. (Yani dinin kolaylığına intibak etmeli. Sıkı tutayım diyen aciz kalır.) Hattı hareketinizi doğrultun, (hududa) yakın olun."
İnsanların dini, Peygamber Efendimiz (sav)'in yukarıdaki hadisiyle bildirdiği şekilde değerlendirmeleri gerekir. Yani Allah'ın Kendi rahmetiyle açık ve anlaşılır kıldığı, kolaylıkla uygulanabilecek hükümleri, bazı kişilerin anlaşılmaz ve zor göstermeleri büyük bir hatadır. Bu, üstün kerem sahibi olan Rabbimiz'in kullarına olan sınırsız sevgisinin, şefkatinin, lütfunun bir delilidir.

Rabbimiz'in Kadınlar Üzerindeki Rahmeti


Allah, Kuran ile insanlara 'şan ve şereflerinin getirildiğini' bildirmektedir (Müminun Suresi, 71). İslam ahlakına uyan, Allah'ın Kuran'da bildirdiği yolu izleyen insanlar her konuda refaha ulaşırlar. Cahiliye toplumlarında bazı kadınların maruz kaldıkları tüm sıkıntıların tek çözümü ve kadınların toplum içinde hak ettikleri saygıyı görmelerinin yolu da yine Rabbimiz'in insanları karanlıklardan nura çıkarmak için Peygamberimiz (sav)'e vahyettiği Kuran'dadır.
Allah Kuran'ın pek çok ayeti ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, cahiliye toplumlarında kadınlara olan yanlış bakış açısını ortadan kaldırmış, kadına toplum içerisinde saygın bir yer kazandırmıştır. Kuran ayetleriyle insanlara Allah Katında üstünlük ölçüsünün cinsiyet değil, Allah korkusu, iman, güzel ahlak, ihlas ve takva olduğu bildirilmiştir. Tüm bunlar Rabbimiz'in kadınlar üzerindeki benzersiz lütfunun birer delilidir:
"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)
Ey Ademoğulları, Biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. (Araf Suresi, 26)
Bir başka ayette ise Allah, "... Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının." (Bakara Suresi, 197) şeklinde buyurarak, insanlara elde edebilecekleri en hayırlı özelliğin takva olduğunu bildirmiştir. Dolayısıyla kişiyi hem dünyada hem de Allah Katında asıl olarak değerli hale getirecek ve üstünlük kazandıracak olan 'takva' olmalıdır. Allah Kuran'da "Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır." (Hadid Suresi, 18) şeklinde buyurmaktadır. Bu ayet ile hem erkeklere hem de kadınlara, asıl üstün ve onurlu olan karşılığın Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamakla kazanılacağı hatırlatılmaktadır. Kadın ve erkek elbette ki fiziksel anlamda birbirlerinden farklı yapılara sahiptirler. Ancak bu bir üstünlük sebebi değildir. Allah bir başka ayette de, kimi insanlar arasında bir üstünlük unsuru haline gelmiş olan zenginlik yerine, Allah'ın fazlını istemenin daha makbul olduğunu şöyle bildirmektedir:
Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir. (Nisa Suresi, 32)
Allah kadınların toplum içerisinde korunup kollanmaları, hak ettikleri saygı ve sevgiyi görmeleri için toplumsal alanda alınması gereken tedbirleri Kuran ayetleri ile bizlere bildirmiştir. Alınan tüm bu tedbirler, kadınların lehinedir. Ve bunların bir hikmeti de, kadınların zarara uğramalarını, ezilip yıpratılmalarını önlemektir.

�Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez."
(Yusuf Suresi, 87)
Allah insanlara Kuran ile en doğru yolu göstermiş ve cahiliye inançlarını taşıyan insanların yanlış uygulamalarını ortadan kaldırmıştır. İslam ahlakına göre, asıl önemli olan bir insanın kadın ya da erkek olması değil, Allah'a derin bir iman ve Allah korkusuyla bağlanmış olmasıdır. Allah'ın emir ve yasaklarına titizlikle uyması, Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşamaya çalışmasıdır. Allah Katında asıl değer görecek olan kişinin bu özellikleri olacaktır. Allah Kuran'da kadın olsun erkek olsun iman eden bir kimsenin sahip olması gereken özellikleri şöyle açıklamıştır:
Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)
Allah'ın ayette bildirdiği gibi, mümin kadınlar ve mümin erkekler Allah'a ibadet etmekle, Kuran ahlakını yaşamakla, insanlara iyiliği emredip, kötülüğü engellemekle ve Kuran'da bildirilen tüm emir ve tavsiyelere uymakla yükümlüdürler. Allah Kendisi'nden korkup sakınan her insana, kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın, 'doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış' (Enfal Suresi, 29) vereceğini vaat etmiştir. Samimiyetine, ihlasına ve imanına karşılık, Allah bir insana hayatın her alanında kendisini doğru yola ulaştıracak, doğru kararlar almasını ve isabetli tavırlarda bulunmasını sağlayacak akıl, feraset ve basiret vermektedir. Dolayısıyla akıl, kişinin cinsiyetine göre değil, tümüyle Allah'a olan samimi bağlılığına, yakınlığına ve korkusuna göre gelişmektedir.
İmanın kendisine kazandırdığı akıl ile hareket eden her insan, kadın olsun erkek olsun, hayata dair her konuda başarı elde edebilir, pek çok insana göre öne de geçebilir. Bu tümüyle kişinin, isteğine, şevkine ve azmine bağlıdır. İman edenler İslam ahlakının bir gereği olarak, kendilerini hiçbir zaman hiçbir konuda yeterli görmezler. Daima daha akıllı, daha yetenekli, daha sorumluluk sahibi, daha kişilikli, daha güzel ahlaklı insanlar olabilmek için çaba harcarlar. Kendilerini her konuda güçlerinin yettiği oranda geliştirmeye çalışırlar. Allah, iman edenlerin, çevrelerindeki tüm insanlara örnek olabilecek bir karaktere sahip olabilmek için Kendisi'ne dua ettiklerini bildirmektedir:
Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. (Furkan Suresi, 74)

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.
(Bakara Suresi, 186)
Hayatı boyunca her konuda elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan ve kişiliğiyle, ahlakıyla ve çabasıyla tüm insanlara örnek olmaya gayret eden mümin bir kadın, -Allah'ın izniyle- toplum içerisinde de üstün bir konuma gelir. Üstlendiği her türlü sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirir, en doğru kararları alır, en güzel çözümleri ve en akılcı tedbirleri üretir.
Görüldüğü gibi, İslam ahlakında kadın ile erkeğin toplumdaki yeri tamamen eşittir. Sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz kadın ile erkek arasında ayırım yapan tüm cahiliye inanışlarını Kuran ayetleriyle ortadan kaldırmış, kadına hak ettiği değerin verilmesini emretmiştir. Kadın ya da erkek olsun, bu tamamen kişinin Allah'a olan imanının gücü doğrultusunda, ahlakıyla, kişiliğiyle ve üstlendiği sorumluluklarla ön plana çıkmasına bağlıdır. Bu nedenle de İslam ahlakını benimseyen kadınlar için, erkeklere yönelik bir eşitlik mücadelesi değil, bunun yerine 'hayırlarda yarışma' ahlakı söz konusudur. Hayırlarda yarışmak, iman edenlerin, yaşamlarının her anında Allah'ın rızasını kazanabilmek için ellerinden gelen çabanın en fazlasını göstermeleridir. Bu amaçları doğrultusunda, Allah'ın en sevdiği, en razı olduğu ve Allah'a en yakın kişi olabilmek için hayırlarda yarışırlar. Ancak bu yarış, tümüyle Rahmani bir yarıştır. Allah müminleri dünyada ve ahirette öne geçiren özelliğin bu yönde gösterdikleri çaba olduğunu Kuran'da şöyle bildirmektedir:
İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler. (Müminun Suresi, 61)
Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)
Bir başka ayette ise Allah, "Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97) şeklinde buyurarak, erkek ya da kadın, kim olursa olsun, tüm insanların dünyada ve ahirette hiçbir haksızlığa uğratılmadan eksiksiz olarak karşılık göreceklerini hatırlatmıştır. Tüm bunlar Allah'ın inanan kulları üzerindeki rahmetinin delilleridir. Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda kadınlara hala ikinci sınıf insan muamelesi yapılırken, Allah Rahman ve Rahim sıfatının bir tecellisi olarak kadınları korumakta, şan ve şereflerini vermektedir. (Detaylı bilgi için Bkz: Örnek Müslüman Kadın: Hz. Meryem, Harun Yahya, Mart 2003)
 

ALLAH'IN RAHMAN VE RAHİM SIFATLARININ KAİNATTAKİ TECELLİLERİ



itabın ilk bölümünde Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatının Kuran ayetlerindeki tecellileri üzerinde durduk ve Rabbimiz'in sonsuz merhametinin delillerini gördük. Allah'ın tüm kulları üzerindeki bağışlayıcılığını, tevbeleri kabul eden, kötülükleri iyiliklere çeviren, duaları kabul eden, iyiliği bol olan ve salih amellerde bulunan kullarına sonsuz merhamet eden olduğunu Kuran ayetlerinin rehberliğinde anlattık. Tüm bu anlatılanlar iman sahiplerinin kalplerine huzur, neşe ve güven veren, Allah'a olan imanlarını ve sevgilerini daha da güçlendiren delillerdir.
Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatı dikkatle bakan ve düşünen bir insan için evrenin her noktasında, her ayrıntısında tüm açıklığıyla kendini göstermektedir. Evrenin ve dünyanın oluşumundan canlılığın var edilmesine, insanın mucizevi yaratılışından her hücresindeki kusursuz yapıya, hayvanlara, bitkilere, meyvelere, sebzelere kadar çevremizde gördüğümüz her detayda Allah'ın sonsuz şefkatinin delilleri bulunmaktadır.
Bu delilleri görebilmek için uzun uzun araştırmaya, derin bilgilere sahip olmaya ya da herhangi bir konuda eğitim görüp uzmanlaşmaya da gerek yoktur. Sadece evrene Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatını anlayarak bakmak, Rabbimiz'in kullarına olan sonsuz sevgisini, sınırsız lütfunu düşünmek yeterlidir. Eğer insan çevresindekilere böyle bir gözle bakarsa her gün gördüğü dünyadan daha farklı bir dünyayla karşılaşır ve bu dünyadaki her detayın Allah'ın rahmetinin delilleri olduğunu fark eder.
Allah Kuran'da "Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak..." (Rum Suresi, 50) buyurarak dünya üzerinde bulunan herşeyi Allah'ın rahmetinin bir tecellisi olarak tanımlar. Diğer pek çok ayetinde de insanları var olan herşeyin güzelliklerini ve nimet olan yönlerini düşünmeye teşvik eder, bunların yokluklarında nasıl bir zorluk ve mahrumiyet duygusu yaşayacaklarını hatırlatır.
Geceyle gündüzü yaratışının, yağmuru yağdırmasının, gemileri denizde yüzdürmesinin, kuşları havada tutmasının, kullarını çeşit çeşit ürünlerle rızıklandırmasının, hayvanların, ağaçların, rüzgarın, şimşeğin kısacası yarattığı canlı cansız herşeyin hikmetini düşünmeye çağırır ve bunların her birinin Kendisi'nden kullarına bir rahmet olduğunu hatırlatır. Allah Neml Suresi'nde de insanlara göklerin kusursuz yaratılışı üzerinde tekrar tekrar düşünmelerini emreder:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Bu bölümde anlatılanların amacı ise okuyucuyu, tüm insanları yoktan var eden, onlara saymakla bitirilemeyecek kadar çok nimetle lütufta bulunan Rabbimiz'in Rahman ve Rahim sıfatları üzerinde düşünmeye davet etmektir. İlerleyen sayfalarda insanın hayatı boyunca içiçe olduğu bu delillerden çeşitli örnekler verecek, Allah'ın sonsuz ilminin ve sanatının insanlar için ne kadar büyük bir lütuf olduğunu anlatacağız. Ancak şunu unutmamak gerekir ki eğer Allah'ın rahmetinin yeryüzündeki tüm delillerini yazmaya kalkışacak olsak, bunu milyonlarca ansiklopedi cildine dahi sığdıramayız.
Bu Allah'ın Kuran'da "Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi, 18) ayetiyle haber verdiği bir gerçektir. Bu bölümde üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken milyonlarca delilden sadece bazılarına yer vereceğiz.
 

İzleyiciler

Vinculos patrocinados